SERİ CİNAYETLER VE NEDENLERİ

Benzer yöntemlerle işlenmiş en az 3 cinayet seri cinayet olarak adlandırılır. FBI seri cinayet işleyen katilleri “benzer yöntemlerle en az 3 cinayet işleyen katiller”, olarak adlandırmıştır. Kriminologlara göre bu katiller, eylemlerine bir son vermeyi asla düşünmezler. Bu görüşe göre seri cinayet işleyen katilin esas niteliği yakalanana kadar aynı suçu tekrarlamaktır.

Seri katillerin öldürme nedenleri

Seri katiller üzerinde çeşitli psikolojik analiz ve araştırmalar yapılmıştır. Polis ve bilim insanlarına göre akıl hastası olmayan bu kişiler dört grupta toplanır:

  1. Hayal görenler: Bir takım ilahi sesler duyduklarını iddia ederek cinayet işlerler. ABD’li Herbert Mullin bazı seslerin ona Kaliforniya’yı yok edecek deprem ve dev dalgaların gelişini engellemek için kan dökmesini söylediğini ifade etmiş ve Mullin bu sebeple tam 12 kişiyi öldürmüştür.
  2. Misyonerler: En tehlikeli gruptur. Toplumu günahkarlardan arındırmak için öldürdüklerini iddia ederler. Suçluluk ve pişmanlık duymazlar. İngiltere’de Peter Sutcliffe sokakları temizlediğini iddia ederek yine çok sayıda kadını öldürmüştür.
  3. Hedonistler: Cinsel haz, tutku, heyecan ve menfaat için öldürürler.
  4. Güç arayanlar: Kendilerine güvenleri çok düşüktür. Bu nedenle yaşam ve ölüm üzerinde kontrol sahibi olmak isterler. Öldürerek de bu gücü tatmin ederler.

Seri cinayetlerin özellikleri

Seri katiller, cinayetleri tek başlarına işlerler ve durdurulmadıkları ya da ölmedikleri sürece cinayetlerine devam ederler. Katillerin öldürme biçimi, kurbanlarını seçimi ve mekan birbirine benzer. Katiller öldürdükten bir süre sonra sakinleşme dönemine girerler. Bu süre içerisinde cinayet işlemezler; ancak bu dönemin de ne kadar süreceği belli değildir.

Tüm seri cinayetler işlenişleri açısından bir mesaj içerir. Katiller kurbanlarında kendilerinden biz iz bırakırlar. Bu da katillerin imzası yerine geçer.

Seri cinayetlerin başka bir özelliği de kopya edilmeleridir. Kopya cinayeti gerçekleştiren bir seri katil cinayeti işlerken 2 yol izler: ya kendinden önceki bir seri katilin öldürme tarzını ve seçtiği kurbanları kopya eder ya da onun yakalanmasının/ölümünün ardından imzasını ya da adını kullanarak onun kaldığı yerden devam eder.

Kopya cinayetlerde önemli bir nokta da medyanın bu cinayete etkisidir. FBI ajanı Robert K. Ressler, İngiltere’de eşcinselleri öldüren seri katilin yalnızca bir haftada yakalamıştır. Ancak katil yakalandıktan sonra “Ressler’in ‘Yamyamla Röportaj’ adlı kitabını okuduktan sonra cinayetlerimi beşe tamamlamaya karar verdim. Çünkü Ressler en az 5 cinayet işlemeyen katile seri katil demiyor”, şeklinde bir açıklama yapmıştır.

Medyanın ilgisi sadece seri katil adaylarını değil; seri cinayetten yargılanan seri katilleri de kurban etmiştir. Yedi erkeği öldüren Aileen Wuornos, medyanın aşırı ilgisi sonucu meşhur olarak elektrikli sandalyeden kurtulacağını sanarak ünü artsın diye işlemediği cinayetleri de üstlenmiştir. Ayrıca Ressler’e göre seri katilleri ortaya çıkaran toplumsal koşullar vardır. Bunlar geleneksel aile yapısının çöküşü, şehirleşme, bireylerin yalnızlaşması, tüm dünyada aynı sinema filmlerinin ve televizyon programlarının yayınlanması ve uluslararası popüler kültürün şiddet ve bedensel saldırıyı övmesidir.

Seri cinayet işleyen katiller ve parçalama saplantısı

Seri katillerin %77’si kurbanın bedenini kesme veya parçalama yöntemi kullanır. Katil, işi parçalamaya kadar vardırmasa da genel olarak kurbanın bedenine öfkeyle saldırır, gözlerini oyar, kulak veya parmaklarını keser. Bu katil tipleri psikolojik olarak dayanıksız, şiddete başvuracağı önceden kestirilemeyen ve önüne geçilemeyen tiplerdir. Katil böyle anlarda kontrolünü kaybeder ve işi aşırılığa vardırır. Ancak bu biraz kolaycı açıklamadır. Aslında biliyoruz ki bu katiller gayet sakin, zeki ve hareketlerinde son derece bilinçli kişilerdir.

Seri katiller derdini öldürerek anlatır. Normal kişinin düşünsel alanda üretimine, toplumsal ilişkilerine, sanata yönlendirdiği arzularından ve yoksunluklarından, seri cinayetler işleyerek kurtulur. Buna göre cinayetteki ayrıntıları, katilin kendini diğer insanlara ifade etmesi olarak kabul edebiliriz. O zaman bu koşullar altında parçalamanın ne anlama geldiğine bakalım: parçalama, doğal sürecin bir inkarını oluşturmaktadır. Katil kendini insanın yaratıcısı sayar ve kendi yaptığı işi bozar. Yapılanı yıkarak bir şey oluşturmaktadır. Bu varsayım ilgililerin açıklamalarıyla da doğrulanmaktadır. Örneğin Nat Sheridan neden kurbanlarının kemiklerini çıkardığını soran yargıca şu yanıtı vermiştir: “Bu kadınlar Sayın Yargıç, günahkardı; göklerin krallığına asla giremezlerdi. Tozun toza dönüşeceği deyimini bilirsiniz. Onların iskeletini ufaladım, onları toza dönüştürdüm, yaptığım budur Sayın Yargıç, onları toprağa geri verdim ve o zaman Tanrı’nın sağına oturdular”. 1986’da Phoenix bölgesinde yedi eşcinselin bacaklarını kesen Matthew Russell da “Onlar (kurbanlar) ayakta durmayı hak etmiyordu”, demiştir. Katil, yaptığı işi bozar. Çünkü ya yaptığı iş onu tatmin etmemiştir ya da onu ezen yaratıcıyı küçümsemektedir. Ayrıca otopsi sonuçları da bir organı kesme eyleminin, öldürme eyleminden önce yapıldığını göstermektedir. Katil, anestezi altındaki kurbanının bu organ olmadan birkaç dakika yaşayabileceğini bilerek eyleminin tadını çıkarır.

Sonra ne olacak endişesi

Tüm seri katilleri birleştiren tek bir özellik varsa o da teşhirciliktir. Cinayeti karanlıkta işleyen katil öncelikle reklam ışıklarını arar. Büyük bir çoğunluğu suçlarını ve gerekçelerini hiç zorlanmadan itiraf eder; istisnasız hepsi de eylemlerini anlatan gazete kupürlerinin koleksiyonunu yapar.

‘Sonra ne olacak’ endişesi aynı zamanda katilin sonunda neden yakalandığını da açıklar. Birkaç ayın sonunda da sadece takma bir isimle tanınıyor olmaktan sıkılacaktır. Medya ona basit bir psikolojik durum ve asla doğru olmayan dürtüler yakıştırmıştır. Öyle bir an gelir ki onu boğmakta olan isimsizliği kırmak ve halka kendini tanıtmak ister. Tedbiri elden bırakır, avlarını seçerken daha az titizlik gösterir veya son işlediği cinayet yerine geri gider, bilinçsiz olarak yakalanmak ister. Sanıldığının aksine seriye son veren polis değil; katilin bizzat kendisidir. Nasıl yakalanacağını da kendisi tasarlar; hatta kimileri bir basın toplantısı bile düzenler.

Demir parmaklıkların arkasına geçince röportaj vermeyi kabul eden, anılarını yazan ve savcının sorularını kaçamaksız yanıtlayan normal bir insan gibi davranırlar. Yaptıklarından seyrek olarak pişmanlık duyar ve durumdan hemen hiç şikayet etmezler. Örneğin, ‘Polaroidli Katil’ aşırı gelişmiş teşhirciliğin tüm belirtilerini gösteriyor. O öldürmüyor, cinayetlerini sahneye koyuyor. Eski bir ralli sürücüsü olan yapboz oyuncusunun cesedini San Francisco’da parka bıraktığı arabanın direksiyonuna yerleşiyor. Edmunson’daki kurbanın sağ bacağını kestikten sonra topa vurmaya hazırlanan bir futbolcunun pozisyonuna getirip öyle bırakıyor. Detroit’te Charles Wallerstein’ın asistanının sağ kolunu kesiyor ve bir çukura atmadan önce onu yamaca tırmanan bir dağcı konumuna getiriyor. Bu oldukça ürkütücü davranışların 2 hedefi vardır: Bu tür gösterileri çok seven medyanın ilgisini çekmek ve hayal gücünden yoksunluklarını simgesel olarak kınadığı öteki katillere kendini göstermek.

‘Polaroidli katil’ cezasız kalma kaygısı ile keşfedilme arzusunun bir karışımı olan teşhirciliğin esas göstergesi, kurbanlarının cebine özel olarak bıraktığı fotoğraflarla eylemine imzasını atmasıdır. Her yeni kurbanda kendi resminin bir parçasının, gazetelerde çıkmasının sevincini yaşıyor. Seri cinayetler işleyen tüm katillerin düşünü gerçekleştiriyor. Fotoğrafı yayınlıyor ve o hala serbest. Bununla birlikte katilin kimliğini saptamak için henüz çok erken. İki bacak ve bir kol robot resmini yapmak için yeterli değil; ama cinayetler zincirinde ‘polaroidli katil’in çevresindeki kıskaç daralıyor. Aynı zamanda hem polisi küçümsemekten memnun hem de bilinçsiz olarak yakalanmayı isteyen bir katil.

Psikiyatrların seri katillere bakışı

Psikiyatrların çoğu seri katilleri akıl hastası olarak kabul etmez. Çoğuna göre onların durumu sadece davranış bozukluğudur. Dünyadaki tüm ülkelerin ceza hukukları da seri katillerin cezai sorumluluğa sahip olarak kabul etmektedir. Nörologlar geçirilen travmanın beyni değiştirmediğini ve bunun da seri cinayet başlangıcı olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Nörologlara göre beyinde canlı tutulan bu korkunç anlar, yaşamın sonraki döneminde önce duygusal devrelerin içine kazınan anılara dönüşür. Sonra da çok hassas birer zihinsel alarm şalteri oluşturur. Hayat normal bir şekilde devam ederken korkulan anın tekrarlanabileceğine dair küçük bir belirti, şalterin tehlike zillerini çaldırmasına yol açar. Hassas şalter çocuklukta sürekli kötü muameleye maruz kalmış olmak dahil bütün duygusal travma çeşitlerinde oluşabilir. Ayrıca nörologlar, fiziksel ve cinsel şiddetin deprem gibi doğal afetlerden daha çok zarar verdiğini belirtmişlerdir. Çünkü doğal afet kurbanlarının aksine başkaları tarafından şiddete uğrayanlar kendilerinin kötülüğün hedefi olarak seçildiklerine inanırlar.

Seri katillerin zeka oranları

FBI’ın 30 seri katil üzerinde yaptığı araştırmaya göre bu katillerin zeka seviyelerinin normalin üstünde olduğu saptanmıştır. Hatta katillerin %31’i üstün zekalıdır. Ancak Almanya’daki bir başka araştırma ise seri katiller arasında ileri zekalıların %5.4, normalin biraz üstü zekalıların %8.9, ortalama zekalıların %67.9, hafif düşük zekalıların %10.7 ve geri zekalıların %7.1 oranında olduğu ortaya çıkmıştır.

Yapılan araştırmalar sonucunda Doç. Dr. A. Tarık Yılmaz Almanya’nın araştırmasını daha doğru bulduğunu ve seri katillerin çok zeki olduklarına inanmadığını söylemiştir. Ancak dünyanın en ünlü seri katillerinden biri olan Ted Bundy 40’tan fazla kadını öldürdükten sonra yakalanınca FBI’ın Davranış Bilimleri Birimi’nde bir ajan gibi çalışmış ve seri katillerin bir çoğunun kendisi gibi çok zeki insanlar olduklarını söylemiştir (Ted Bundy Stanford Üniversitesi mezunu, psikoloji lisansı almış, Seattle Yerel Suç Komisyonu’nda başkan yardımcılığında bulunmuş, Utah Üniversitesi’nde de hukuk eğitimi almıştır).

Dünyada bilinen seri katiller

İnsanlığın bildiği ilk seri katil 1500’lü yıllarda Romanya’da yaşayan Kontes Elizabeth Bathory’dir. Kontesin hayatının bütün rahatlığına rağmen yiyip bitiren büyük bir derdi vardı o da yaşlılık. Bu sebeple 55 yaşındayken yaşlanmasının önüne geçebilmek için sahip olduğu köylerden kahyalarına toplattığı 650 genç kızı kendi elleriyle öldürmüş ve kanlarıyla banyo yapmıştır. Kontesin sonsuza kadar yaşayacağından korkan kahya ve köylüler kontesi şatosunun bir odasına diri diri gömerek öldürmüşlerdir.

Kontes bilinen ilk katildi. Ancak dünya çapında en çok ün yapmış sadece 4 seri katil vardır. Bunlardan Jeffry L. Dahmer, 18 kişiyi öldürdükten sonra parçalara ayırıp pişirerek yemiştir. Çıkarıldığı mahkemede de “Şükürler olsun ki bundan sonra kimseye zarar veremeyeceğim”, şeklinde ifade vermiş ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştır. 2.’si John Wayne Gacy, 32 erkek çocuğu öldürmüş ve cesetleri evinin içinde ve bahçesinde saklamaya çalışırken yakalanmış ve idam edilmiştir. 3. seri katil Ted Bundy, 40’tan fazla kadını öldürmüş, yakalandıktan sonra kendi teklifi üzerine seri katiller hakkında FBI’a yardımda bulunmuş ve 1989’da idam edilmiştir. 4. seri katil Andrew Cunanan ise 5 kişiyi öldürmüş ve sonunda da intihar etmiştir. Bu katillerin ün yapma sebepleri ise klasik yargıları yıkmalarıdır. Dahmer FBI’ın o güne kadar yakaladığı en vahşi katildi. Gacy FBI’ın “Seri katiller düzenli işlerde çalışmaz” kuralını altüst etmişti. Bundy Amerika’nın en iyi üniversitelerinde eğitim görmesi nedeniyle FBI’ı bir kez daha şaşırtmıştı. Cunanan ise yine FBI’ın “Seri katiller içine kapanık ve silik tiplerdir” savunmasını bozmuştur. Çünkü sosyal, sevilen ve ünlü biriydi. Bu katiller yaşadıkları süre içinde kamuoyunun büyük ilgisiyle karşılaştılar. Eşyaları yüz binlerce dolara satın alındı, resimleri sanat galerilerinde sergilendi ve üniversitelerde ders olarak işlendiler. Ayrıca binlerce hayranları oldu. Mektuplar, hatta evlenme teklifleri dahi aldılar. Dahmer yaptıkları için pişmandı; Gacy hiçbir zaman suçlu olduğunu kabullenmedi; Bundy hiç pişman olmadı ve Cunanan da intihar ettiği için hiç konuşmadı. Daha ilginç olanıysa bu dördünün çocukluklarında seri katil olmalarını açıklayabilecek hiçbir şey bulunamadı.

Türkiye’deki seri cinayetler

Kuzey Teksas Üniversitesi Ceza Hukuku Bölüm Başkanı Robert W. Taylor ve meslektaşı Edward Huesken, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Ankara’daki merkez binasında 1999’da bir seminer verdiler. Burada Türk polislerini seri cinayetler ve seri katilleri yakalama konusunda bilgilendirdiler. Bu konferansın diğer bir önemi de Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı bünyesinde ‘Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu’nun kurulması planlanmıştır. Faili meçhul cinayetler geniş kapsamlıdır; ama birimin temel amaçlarından biri seri cinayetlerdir. Bu konferanstan sonra da bu birimin kurulmasına hız verilmiştir.

2000’in sonuna doğru birim kurulmuştur. İlk olarak tüm emniyet müdürlüklerinden faili meçhul cinayetlerin tahkikat dosyaları istenmiştir. 81 ilden toplanan yüzlerce şüpheli dosyasından Türkiye’de 6 seri katil olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Emniyet kayıtlarına giren Türkiye’nin 6 seri katilleri şunlardır:

  1. Orhan Aksoy: 31 yaşında. 1 yıl içinde 5 kişiyi boğarak öldürmüş; sonra da kolilere koyarak İstanbul’un çeşitli yerlerine bırakmıştır.
  2. Hamdi Kayapınar: 22 yaşında. 3 yıl içinde 6 kişiyi tüfekle öldürmüştür.
  3. Yüksel Aktin: 28 yaşında. 1 yıl içinde biri kadın 5 kişiyi öldürmüştür.
  4. Tarkan Sitemkar Uysal: 27 yaşında. 1 yıl içinde 2 kişiyi öldürmüştür.
  5. Seyit Ahmet Demirci: 32 yaşında. 1998’de 3 mobilyacıyı öldürmüştür.
  6. Erdinç Tümer: 28 yaşında. 1999’da 5 kişiyi öldürmüştür.

Emniyetin resmi katil listesinde yer almayıp da birçok cinayet işlemiş olan kişiler de vardır. Ancak bunlar akıl hastası oldukları için seri katil olarak nitelendirilmemiştir. Bunların arasında en çok dikkati çeken Süleyman Aktaş’tır. 1986’da bir baş komiseri öldürmüş; akli dengesi yerinde olmadığı için 4 buçuk yıl tedavi görmüş, taburcu olduktan sonra da 5 kişiyi daha öldürmüştür. Kurbanlarının gözlerine ve kafalarına çivi çakmıştır. Bu nedenle de adı “çivici katil” olarak kalmış; cinayetlerin nedenini “Çivi gördüğüm zaman dayanamıyorum” şeklinde yapmıştır.

Araştırmanın sonunda seri katilleri popüler kültürün ayrılmaz bir parçası haline getiren şeyin medya olduğu görülmektedir. Seri cinayet romanları, filmler, ünü dünyaya ulaşan FBI ajanları derken seri katillerin konumu her gün biraz daha sağlamlaşmaktadır. Ancak unutulmamalı ki seri katiller popüler kültürün küçük bir parçası olarak kalmayacak kadar tehlikelidirler. Neticede ne yazık ki geçmişimizde ve bugün tüm ülkede görülen seri katiller modern toplumun hastalıklarıyla beslenmekte ve bu beslenme her geçen gün biraz daha artmaktadır.

Reklamlar