SUÇ VE SUÇLU PSİKOLOJİSİ

Toplumsal yaşam için gerekli olan yasalara aykırı davranışlara “suç”, bu tür davranışta bulunan kişilere “suçlu” denir. Evrensel bir olgu olan suça, toplumların tarihsel gelişim süreçleri içinde bütün toplumlarda ve her türlü sosyal yapıda her zaman rastlanmaktadır. Suçun en önemli niteliklerinden biri de göreceliliğidir. Suç olarak kabul edilen eylem toplumdan topluma ve aynı toplumda zaman içinde farklılıklar gösterebilir.

Suçun tarihsel gelişimi ve nedenleri

İnsanlığın suça yönelimi çok eskilere dayanır. İnsanın suçla ilgilenmesi duruma göre korku, intikam, merhamet ve destek şeklindeki duygular olarak kendini göstermiştir.

Devletlerin kurulmasıyla birlikte toplumsal hayatın devam edebilmesi için suçluların cezalandırılması zorunlu hale gelmiştir. İlk toplumlarda suçluya suçunun derecesine göre ilahlara kurban etme, aile ve kabileden kovulma veya ölüm cezası verilirdi. Ender olan hapis cezasının yanında fiziksel şiddet ve teşhir cezaları da verilmekteydi.

Suçun birey yanında topluma da maliyeti oldukça fazladır. Bir suçun ilenmesinin yarattığı tahribatla birlikte suçu önleme, suçluları yakalama ve cezalandırma amacıyla oluşturulan kolluk, adliye ve ceza evlerinin topluma getirdiği maliyet de oldukça fazladır. Bu durumlar bir araya getirildiğinde suçun toplumda oluşturduğu güvensizlik, neden olduğu maddi zarardan çok daha önemlidir.

Eski Yunan düşünürleri suçun nedenleri üzerinde durmuşlar ve şu fikirleri ileri sürmüşlerdir:

  1. Platon’a göre suçun 3 kaynağı vardır: İhtiras, zevk aramak ve cahillik
  2. Aristo’ya göre: Yoksulluk ve ihtilal
  3. Hipokrat için ise suçlu bir akıl hastasıdır.

Suçun nedenleri üzerine özellikle 19. yüzyılda önemli çalışmalar yapılmaya başlamış; kriminolojiyi oluşturan suç biyolojisi, sosyolojisi ve psikolojisi üzerine ortaya şu teoriler atılmıştır:

Biyolojik teoriler: Bu teoriyi ileri süren bilim adamları yaptıkları bir araştırmaya göre Fransa, İtalya ve Almanya’da, mala karşı işlenen suçların soğuk yerlerde ve kışın artmasına karşın sıcak yerlerde ve sıcak aylarda suçların daha sık olduğunu ortaya koymuşlardır.

Suçu bedensel yapılardaki farklılığa dayandıran teoriler: 1939 yılında 14 bin hükümlü üzerinde yapılan incelemeler sonucunda ortaya şu morfolojik özellikler çıkmıştır: Uzun boylular çalmaya ve öldürmeye, geniş yapılılar dolandırıcılığa ve öldürmeye, kısa boylular hırsızlığa ve şişmanlar ise cinsel suçlara eğilimlidirler.

Genetik teoriler: Yapılan araştırmalara göre iç salgı bezlerindeki anormalliklerin insan davranışlarındaki kişilik bozukluklarına neden olduğu, kişilik oluşumunda çevre ve eğitimin etkileri ile suça neden olduğu ortaya atılmıştır.

Etoloji: Erkeklik hormonu salgısı androjen ile saldırganlık arasında ilişki bulunduğu ileri sürülmüş ve bazı hayvan türlerinde erkeğin daha saldırgan olduğu gözlemlenmiştir. Bunun üzerine ilk kez İndiana Cezaevi’nde saldırgan erkek hükümlüler hadımlaştırılmış ve faydalı olduğu görülünce bu uygulamaları destekleyen yasalar çıkmıştır.

Suç işlemede beynin rolü

Bir araştırmaya göre suçlu bir insanın beyninin sol yarımküresinin sağ yarımküreyi denetleyemediği, frenlemeyi sağlayan iletim sisteminde bozukluk olduğu ortaya çıkmıştır.

Katiller üzerinde yapılan bu çalışmaya göre: “Beynin sol ve sağ yarımküreleri arasındaki iletim akımını ‘corpus callosum’ adlı bir bölüm sağlıyor. Bu bölüm öfke, hafıza ve öğrenmeye ilişkin işlevler üstleniyor. Ancak araştırmalar gösteriyor ki suçlu kişilerde beynin bu bölümündeki işlevler azalmış durumda. Çoğu kişinin beyninde sol yarımküre baskın. Fakat çalışmada incelenen kişilerde iki yarımkürede de baskınlık yok. Bu sonuç büyük olasılıkla corpus callosumdaki işlevsel bir eksiklikten kaynaklanıyor. Tahminlere göre bu kişilerde sol yarımküre, sağ yarımküreyle konuşamıyor. Duyguların ağırlıklı olarak işlendiği sağ yarımküredeyse sol tarafın denetimi azalıyor”.

Bio-antropolojik kuram: suçluluğun nedenlerini araştıran bazı kuramlar, suçluluk davranışının etyolojik nedenlerine değinen analizlerinde kriminal tip üzerinde durmuşlardır. Bu kuramların asıl görevi, suçluluk davranışına yönelen bireylerin tiplerini belirlemektir. Kuramı savunan uzmanlara göre bu tipler ölçülebilir bazı karakteristik özelliklerle tanınabilir.

“Suçluluk eğilimi” aynı biyolojik olguların ifadesi olup kalıtsal nitelikteki beden şekillerine bağlıdır. Bu kuramlar, suçluların, suçlu olmayanlardan belirli kişilik özellikleri açısından farklı olduklarını savunur. Bu nedenle de suç işlemeye eğilimli olduklarına inanırlar. Bu açıdan normalden sapan davranış, biyolojinin bir dalı olan kriminal antropolojinin sınırları içine girer.

Suçluluk davranışının oluşumunda etkili olabilecek faktörler:

  1. Zeka faktörü: sheldon ve elenor glueck, 500 Amerikalı suçlu gence uyguladıkları Wechsler Testi sonucunda zeka bölümünü 92 olarak bulmuşlardır. Düşük zeka düzeyi suçluluğu oluşturan en önemli faktör değildir. Düşük zeka düzeyinin suçluluğun oluşumunda kısmi rolü vardır. Ancak bunu zeka geriliği ile öğrenim yoksulluğu ve suçluluk üçlüsünde aramak daha doğru olacaktır.
  2. Kişilik faktörü: Stott, suçlu ve suçlu olmayan gruplara uyguladığı anket sonucu, suçlu grubun %46’sına kıyasla suçlu olmayan grubun %7’sini uyumsuz olarak değerlendirilmiştir. Argyle, suçluların suçlu olmayanlara oranla antisosyal ve psikopatik karakter özellikleri açısından farklılık gösterdikleri saptanmıştır. Bu özellikler zalimlik, saldırganlık, başkalarının duygularını algılama yoksunluğu, impülsiflik ile otoriteyi reddetmeyi içermektedir. Eysenck Kişilik Envanteri sonuçlarına göre mala ilişkin suçlu grubun psikotizm, dışadonüklülük ve nörotizm ölçeklerinde cinsel suçlu grubunun da yalan ölçeğinde daha yüksek ortalama puana sahip oldukları görülür. Ayrıca Sanocki, Polonyalı suçlularla suçlu olmayanlar arasında yaptığı araştırmada suçluların suçsuzlara oranla daha dışadönük olduğunu görmüştür. Bu da Eysenck Kişilik Envanteri’ni kanıtlar nitelikte bir çalışmadır.
  1. Yakın çevre faktörü: suçlu kişilik yapısının oluşumunda etkili olabilecek yakın çevre faktörleri aile ve aile dışı çevreden ibarettir. Ülkemiz standartlarıyla kıyaslama yapılırsa suçlu gençlerin büyük bir çoğunluğunun çekirdek aileden geldiği görülmektedir.

Glueck’ler 2000 suçlunun %95’inin ailesinin çocuklarına karşı ya çok sert ya da çok yumuşak olduğunu saptamışlardır. Yine Glueck’ler 500 suçlu ve 500 suçlu olmayan gruplar üzerinde yaptıkları araştırmada suçlu grup ailelerindeki annelerin %95.8, babaların %94.3 oranında çok sert ya da yumuşak bir disiplin uyguladıklarını bulmuşlardır.

Birçok faktörle suçluluk arasındaki ilişki arandığında, özellikle en yakın ilişkinin düşük aile geliri ile aile kalabalığı arasında olduğu görülmüştür. West, araştırması sonucu suçluların %13.6’sının ekonomik düzeyi üstün, %33.3’ünün ekonomik düzeyi düşük olan gruptan geldiğini görmüştür.

Ülkemizde işlenen suç türleri

1947’de Türk Kriminoloji Enstitüsü’nün 974 suçlu çocuk üzerinden yaptığı ankete göre çocukların %64’ü şahsa ilişkin suçtan, %22’si cinsel suçtan, %12’si mala ilişkin suçtan, %2’si de diğer suçlardan hüküm giymişlerdir. Buna karşılık İngiltere’de olduğu gibi bütün gelişmiş ülkelerde, çocuk suçluluğu denildiğinde akla ilk hırsızlık gelmektedir. 1965’te İngiliz suçlu çocuk istatistiklerindeki hırsızlık ve soygun oranının %79 olması, 1954’e kadar olan dönemde de %90’ı bulması bu durumun iyi bir kanıtıdır. Ancak adam öldürme, yabancı ülkelerin aksine ülkemizde çocuk suçluluğunun başında gelir. Bu suçtan hüküm giyenlerin suç işleme sebepleri incelendiğinde “kan davası”, “hayvan ve arazi”, “namus temizleme” en önde gelen nedenlerdir.

Kan gütme suçlarının büyük kısmı yaş küçüklüğünün cezai sorumluluk üzerindeki etkisi nedeniyle 18 yaşına gelmemiş, silah kullanabilen çocuklara işletilmektedir.

Sonuç olarak kişilik testlerinden elde edilen sonuçlara göre suçluların kişilik yapılarında uyum kusuru, sinirlilik ve endişe hali, hipokondri ve astenin ile psikopatik araz belirtilerinin egemen olduğu saptanmıştır.

Suçluluğu önlemek adına alınması gereken önlemleri “önleme” ve “yeniden eğitim” olmak üzere 2 grupta toplayabiliriz: Suçun işlenmesinden önce uygulanan başarılı bir önleme çalışması, suçun işlenmesinden sonra uygulanacak yeniden eğitim çalışmasına oranla çok daha etkili olacaktır.

Yeniden eğitimde amaç, çocuğun topluma yeniden uyumunu sağlamaktır. Bunun için de öncelikle ıslah kurumuna gelen gence uygulanacak testler sonucu zeka ve kişilik özelliklerinin yanı sıra saptanan yetenekleri doğrultusunda bir öğretim programı uygulamak gerekmektedir.

 

 

Reklamlar

KALÇA KEMİĞİNDEN CİNSİYET AYRIMI

IMG_7913

 

1. Pelvic inlet kadınlarda erkeklere göre daha geniş

2. Sciatic notch kadınlarda daha geniş

3. Subpubic açı kadınlarda geniş veya künt; erkeklerde dar veya keskin

4. Kalça kemiğinin genel görünümü kadınlarda erkeklere göre daha geniştir

5. Sacrum kadınlarda erkeklere göre daha küçüktür

6. Pubic kemik kadınlarda dikdörtgensel; erkeklerde üçgensel şekildedir

7. Kadınlarda ventral arc varken; erkeklerde yoktur

8. Kadınlarda subpubic concavity bulunurken; erkeklerde mevcut değildir

9. Kadınlarda ischiopubic ramusun iç kısmı keskin ve darken; erkeklerde küt ve geniştir